Drama Eğitimi Konu Anlatımı

DRAMANIN TANIMI

Çağdaş insanın gereksinimlerini karşılamada ve yaratıcı bireyi yetiştirmede etkili olabilecek bir yapıya sahip olan, eğitim öğretim yöntemi ve bireysel gelişimi desteklemek için bağımsız bir alan olarak kullanılan drama en geniş anlamıyla, “dramatik bir süreç haline getirilmiş içeriğin katılımcılarla paylaşılması” olarak tanımlanabilir. Drama düşünsel olanın, eylemsel olana dönüşme sürecidir.

Çocukların, gerçek dünya ile kurgusal dünya arasında gidip gelmelerini olanaklı kılan drama çalışmalarının genel amacı; her alanda yaratıcı, kendine yetebilen, kendini tanıyan, çevresiyle iletişim kurabilen ve bunu geliştirebilen, ifade gücü ve biçimleri artmış bireyler yetiştirmektir. Drama bu özellikleri ile çocuğun gelişimini ve yaratıcılığını destekleyerek çocuğa önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle de küçük yaşlardan itibaren çocukların drama çalışmalarına katılmalarını sağlamak, hem gelişim alanlarını desteklemek hem de kendilerini tanımalarına ve keşfetmelerine fırsat vermek, yaratıcılıklarını ortaya çıkarmalarını sağlamak açısından önemlidir.

Eğitimde etkili olan bu yöntem için genel olarak “drama” terimi kullanılmakla birlikte, “eğitsel drama”, “yaratıcı drama”, “psikodrama” gibi terimler de kullanılmaktadır. Bu terimler arasında, tanımladıkları etkinlikler açısından benzerlikler bulunmasına karşın, önemli farklılıklar da vardır. Bu farklılıkların ortaya konulması sözü edilen terimlerin doğru anlaşılması ve tanımladıkları etkinliklerin doğru uygulanması bakımından önemlidir.



EĞİTSEL DRAMA

Drama kavramı, ABD’de “yaratıcı drama”, İngiltere’de “eğitimde drama” veya “eğitsel drama”, Almanya’da ise “okul oyunu” veya “oyun ve etkileşim” adlarıyla kullanılan bir yöntemdir. Eğitsel drama, İngiltere’de Peter Slade, Brain Way, Dorothy Heathrote ve Gavin Bolton tarafından geliştirilen ve genel olarak çocukların hemen her konudaki eğitimi için uygulanan bir eğitim yöntemidir. Eğitsel drama, “özel olarak düzenlenen yaşantıları somut bir şekilde hissetme yoluyla sosyal, evrensel ve soyut kavramların, tarih, edebiyat gibi konuların canlandırılarak anlamlı hale getirilmesi, öğrenilmesi” olarak tanımlanabilir.

Eğitsel drama, esnek olmakla birlikte, temel kuralları önceden ve dışarıdan belirlenmiş, bir grupta yaşayan, yetişkin bir lider (öğretmen) tarafından yönlendirilen ya da başlatılan ve çocuklar tarafından bir grup oyunu gibi algılanabilen etkinlikler bütünüdür. Bir grup çalışması içinde, çocukların bir yaşantıyı, bir kavramı, ders ünitelerinden belli bir konuyu ya da temaları yaşayarak, canlandırarak, oynayarak öğrenmelerini sağlayan bir süreç, eğitsel bir ortamdır.

Eğitsel dramada amaç; anlamak, farkına varmak ve öğrenmektir. Eğitsel drama, bireyin kendisini başkalarının yerine koyarak çok yönlü gelişmesi, eğitim ve öğretiminde aktif olarak rol alması, kendisini ifade edebilmesi, yaratıcı olması, yaşamı çok yönlü algılaması, araştırma istek ve duygusunun gelişmesini amaçlayan, bireyin eğitim ve öğrenme isteğini artırıcı bir yöntemdir.

PSİKODRAMA

Psikodrama, Jacop Levi Moreng’nun 1920’lerde geliştirdiği ve Sosyometri ve Grup Psikoterapisi sistemi olarak isimlendirdiği bir eylem-işlem yöntemidir. Psikodrama, bireylerin yaşadıkları sorunları yeniden ele alıp onları canlandıran, sorgulama ve sahneleme biçimi olarak tammlanabilir. Psikodrama spontanlık, yaratıcılık ve eylem dinamiklerini temel almaktadır.



Psikodrama bireylere, dramatik canlandırmalar yoluyla, geçmiş ve güncel sorunlarını ve çatışmalarını ya da geleceğe dair beklenti, kaygı ve güçlüklerini ele alarak hazırlanma, başa çıkma becerilerini görme ve bunları deneme olanağı sağlar. Bu yönüyle psikodramanın terapötik etkisi yanı sıra, pedagojik etkinliğinden de söz edilebilir.

Bireylerin psikolojik sorunlarınırı giderilmesi amacıyla oluşturulmuş psikodrama sişteminde duygusal sorunları olan birey “girdi”, sağaltım (tedavi) için yapılan ısınma, oyun ve geri bildirim etkinlikleri “süreç”, sonuçta ulaşılan sağlıklı davranış ise “çıktı”dır.

Psikodrama genellikle grup terapisidir ancak bireysel terapiye de uygulanabilmektedir. Psikoterapi uygulamaları ile sınırlı olan bu yöntem günümüzde telkin ve tedavi aracı ola-rak eğitim kurumlarında, evlilik danışmanlığında, bakım evleri ve hapishanelerde olmak üzere çeşitli kurumlarda hem çocuklara hem de yetişkinlere uygulanmaktadır.

DRAMANIN TARIHSEL GELİŞİMİ DÜNYADA DRAMA

J.J. Rousseou

Çocuklarla drama, reformcu hareketle birlikte ilk kez Fransa’da 18. yüzyıl Fransız dü­şünür ve yazarı J.J. Rousseou (1712 – 1778) ile başlamıştır. Rousseou, dramayı yay­gınlaştırmak amacıyla açık hava festivalleri önermiş, katılımcı dramaya ağırlık vermiş ve oyunda gerçek duyguların yaşanması gerektiğini savunmuştur. Rousseou’ya göre seyircilerin kendi kendilerini eğlendirmeleri, duyguların üstünlüğü, öznellik, bilişsellik ve duyguları yaşamak önemlidir.

Franz Cizek

Viyana’da Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda 1898’de sanat dersleri veren Franz Cizek’in “herkesin içinde saklı olan yeteneği ortaya çıkarmayı” amaçladığı deneyleri, eğitimde sanatın kullanılmasına yönelik düşüncelere uygun örnekler sağlamıştır. Cizek’in okulunda çocuğu özgür bırakarak sanat yapmasını sağlayan bir eğitim uygulanmıştır. Cizek bu çalışmalarında, herkesin içinde saklı olan yeteneği ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Sanat eğitimindeki çağdaş görüşler, drama öğretmenlerinin gayretleri ile “-mış gibi yapmak” (make believe play) ortaya çıkmıştır .



Harriet Finley Jhonson

İlk drama derslerini 20. yüzyılın başında sınıfta uygulayan köy öğretmeni olan Harriet Finley Jhonson, okuldaki dramayı okul tiyatrosundan farklı uygulayan ilk kişidir. Finley Jhonson’ın dramatik yöntem üzerine yazdığı kitap, bir öğretmenin dramatik eğitim prog­ramı üzerine geniş kapsamlı bilgi verdiği ilk örneklerdendir. Kitapta öğretilecek her konu (tarih, coğrafya, din bilgisi, doğa çalışmaları, şiir, matematik ve Sheakspeare) dramatik harekete uyarlanmıştır. Kitap, teorik olmaktan çok bir öğretim deneyiminin tanımı niteli­ğindedir. Bu yapılan ilk uygulamalar “-mış gibi yapmak” biçiminde yapılmıştır.

Henry Caldwell Cook

Eğitimde dramayı içeren kapsamlı bir programı ilk hazırlayan Cambringe’in okul müdürü Henry Caldwell Cook olmuştur. Caldwell Cook, oyunu, “yapmaya değer tek iş” ve insan doğasında var olan bir etkinlik olarak görmüştür. Caldwell Cook, okullarda dramanın ya­pıldığı özel mekanların olmasını istemiş ve bu mekânları “Mummery” (maskeli eğlence, soytarılık yapılan yer olarak isimlendirmiştir.

Caldwell Cook’un 1917’de Oyun Yolu (The Play Way) isimli kitabını yayımlanmıştır. Caldwell Cook’un ideal okulu, geleceğin “Oyun Oku­lu”, şehir hayatının zararlı etkilerinden uzakta kırsal kesimde Olmalıdır. Şarkı söyleme, resim çizme, oynama ve şiir yazma baskın Olmak üzere, ders planında marangozluk, dokumacılık, basım, kitap ciltleme ve bahçıvanlık gibi el işi derslerine de de yer verilmelidir. Disiplin, karşılıklı güven ve anlayışa bağlı olmalıdır.

Peter Slade

İngiltere’de 1920’lerden itibaren Peter Slade, çocuk grupları ile drama çalışmalarını de­nemeye başlamıştır. Peter Slade (1954), kendisine özgü bir drama yöntemi geliştirmiş ve “Çocuk Draması (Child drama) ” adını verdiği kitabında yöntemini anlatmıştır. “Çocuk Dramasına Giriş” adlı kitabı ise 1976’da yayımlanmıştir. Peter Slade, çocuk dramasını özel bir sanat türü olarak, tiyatroya bir alternatif olarak görmüştür. Yayınladığı kitabın­da dramanın tiyatrodan farklı olduğunu, çocuğun katıldığı drama etkinliğine müdahale edilmemesi gerektiğini, çocuğun oynarken hem aktör hem de izleyici konumunda bu­lunduğunu belirtmiştir. Ona göre drama, tüm çocuklar için doğal bir oyundur ve çocuk gelişimine önemli katkılarda bulunabilir. Çocukların yaratıcı etkinliğinin belirli standart­lara göre değerlendirilmemesi gerektiğini savunmuştur. Diğer yandan, drama sayesinde çocukların, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt ettiklerini, toplumun ve toplumsal kuralların farkına varma ve çalışmanın keyfini çıkarma yönünden geliştiklerini belirtmiştir.



Brian Way

Peter Slade’in öğrencisi Brian Way, İkinci Dünya Savaşı sırasında çeşitli güçlükler yaşayan çocuklara drama yolu ile yardımcı olmaya çalışmıştır. Brian Way, “Drama Yoluyla Gelişim” (1976) adlı kitabında, çocuklara, kendine güven duygusunun nasıl kazan­dırılacağı ve çocukların kendi kaynaklarını keşfetme ve kullanmalarına nasıl yardım edilebileceği konusunda örnekler vermiştir. Brian Way’e göre, dünyada dramaya ka­tılmayacak çocuk yoktur. Drama, kaybolan bazı içgüdülerin ortaya çıkmasını Sağlar. Bedensel, zihinsel yapısı göz önüne alınmak koşulu ile her çocuk için, zihinsel ve bedensel engelli çocuklar da dahil olmak üzere, drama etkinliği düzenlenebilir. Drama çocukta kişiliğin gelişmesini sağlamakta, kişilik de yaparak yaşayarak oluşmaktadır. Way, tiyatro ile dramayı birbirinden ayırır. Way’a göre en önemli fark şudur: Tiyatro bir seyirci kitlesine yöneliktir. Seyirciler için oynanır. Dramada ise katılanların kendi yaşantıları önemlidir. Drama seyirciler için oynanmaz. Drama çocuğu geliştirmek için oynanır.

Winifred Ward

Amerika’da gelişen tüm harekete adını veren Winifred Ward’un (1923) “Yaratıcı Oyun­lar” yaklaşımı, belki de dramatik eğitimin gelişmesinde ikinci aşama olarak görülebilir. Üniversitede yaratıcı drama eğitimine başlayan Ward, dramanın öğretim yöntemi olarak önemini vurgular, aynı zamanda doğal oyunun kendi başına da eğitsel olarak önem­li olduğunu savunur. Başta Yaratıcı Oyunlar “Creative Dramatics” dediği, sonra Oyun Yapma “Playmaking with Children” olarak isimlendirdiği yöntemle okulun, çocuğun yal­nızca zihnini değil bütününü eğitmesi gerektiğini detaylı bir biçimde açıklar.

Çocukların ilgilerini çekmeyi amaçlayarak dersleri edebi niteliği için seçilmiş şiirlere ve dünya çocuk edebiyatından seçilmiş öykülere dayandırır. Böylelikle çocukların, kendi eğlenceleri için bu türlerden seçilmiş örneklere dayalı doğaçlama oyunlar yaratmaları için motive ede­bileceklerini savunur. Yayımlanan kitapları: “Drama İçin Öyküler (1952)” ve “Çocuklarla Oyun Hazırlama (1957)”dır.

Ward da tiyatro ve dramayı birbirinden ayırır. Ward’a göre çocuk tiyatrosu, çocuk seyircilere güzellik ve zevk, mutluluk ve neşe aktarır; yaratıcı drama ise katılan çocuk kendi gelişimleri ve grupta birbirleri ile işbirliği yapabilme­leri konusunda önemli yaşantılar sağlar. Tiyatroda oyuncular için önemli olan yetenek, drama da gerekli değildir. Çünkü dramada amaç. başkalarını eğlendirmek, etkilemek değildir.

Viola Spolin

Viola Spolin 1963-Ida yayınlanan “Tiyatro İçin Doğaçlama” adlı kitabında, çocuğun içinden geldiği gibi rol oynamasının, kendini ifade yönünden önemini vurgulamıştır. Ona göre çocuk ya da yetişkin, rol oynama yolu ile her alanda bedensel, bilişsel ve sezgisel olarak deneyimler kazanır. Çocuk içinden geldiği gibi oynarken, kim olduğunu, nerede olduğunu, ne istediğini, ne yaptığını, ne hissettiğini kendisi belirler ve kendi istediği biçimde ifade ecder. Spolin’e göre drama, “yaşantılar yolu ile duyguları ifade etme, duy­guları görünür hale getirmek”tir.



Dorothy Heathcote

istematik bir disiplin olarak geliştiğinden beri, drama tarihinde, dramanın bir öğretim yöntemi olarak kullanılması gerektiği fikrinin önemli temsilcilerinden birisidir. Görüşle­rini geliştirmeye başlayan Heathcote 1960’lı yılların ortalarından itibaren, Harriet Finley Johnson’ın drama alanındaki görüşlerine yeniden ruh katmış, dramayı eğitsel bir or­tam olarak tanımlamıştır ve “Uzman Rolü Yaklaşımını” geliştirmiştir. Ona göre içeriği olmayan bir drama anlamsızdır.

Çocuğun yaşam deneyimlerini anlayıp genişletmede ve dışarıdaki yaşamı anlamlandırmada dramanın kullanılabileceği yaklaşımından hareket eden Heathcote’un amacı drama ve diğer dersler arasında ilişki kurulabilmesini sağlamaktır, Heathcote, “ço­cuklar gerçek yaşamda yaşadıklarını anlamak için dramadan yararlanabildiği gibi drama okul programlarının her alanında kullanılabilir” demiştir. Heathcote drama işleyişinde eğitselliği vurgulamaktadır.

Heathcote drama ortamında çocukların rol almaları konusunda “eğer öyle olsaydı” kavramını ortaya koymuştur. Heâthcote’a göre, çocuklar role başka biri olarak girmemeli, onlar o insanların yerinde olsalardı, ne yaparlardı diye düşünmelidirler. Bu noktada Heathcote’un öğrenme yöntemi aynı za­manda “empati” merkezidir.

Heathcote, drama ortamını üç kuralını tanımlar. Birincisi “inançsızlığın içtenlikle yok edilmesi”, ikincisi “role girmede anlaşma”, yani katılımcılar kendilerinden farklı bir rol almaya anlaşmış olmalılar. Elbette ki bu oyunculuğun özüdür. Üçüncüsü ise katılımcılar hayatın yaşayan, hareketli bir resmini yaratabilmek ve böylece seyirciden çok daha fazla sürpriz ve keşifle karşılaşabilmek için o anda grup tarafından kullanılabilecek tüm geçmiş deneyimleri ve becerebildikleri kadarıyla imgesel varsayım­larını kullanmak zorundadırlar.

Gavin Bolton

İngiltere’de Peter Slade Brian Way, Dorothy Heathcote gibi eğitsel dramayı geliştiren kişilerden biridir. Gavin Bolton’a göre okullarda programın ötesinde öğretmen çocukların gelişip ilerlemelerini için çok dikkatli alıştırmalar yapmalıdırlar. Gavin Bolton drama eğitiminin oyun kavramının bir uzantısı olduğunu söyler. Çocukların aileleri veya arkadaşlarıyla olan oyunlarına dikkat çeker. Bilinçli aileler için çocuklarıyla oyun oynayarak geçirdikleri süre, onlar hakkında ipucu edinmede mükemmel fırsatlardır. Sı­nıflarda yapılan dramada öğretmenin rolde olması nesnel yaklaşımı açısından önemlidir.

Bolton şöyle der: “Çocuk, şimdiki zamanla meşgul olmaz; daha ziyade, bir sonraki ana girmekle ilgilenir”.

“Eğitimde Drama Kuramına Giriş” adlı kitabında (1979) Gavin Bolton, drama ko­nusunda bilişsel ve analitik yönlere ağırlık veren bir yaklaşımı savunmuştur. Bolton “Di­yalektik Kuramı” geliştirmiştir. Çocuklara sorular sorarak konuyu açma, ayrıntılara girme ve tartışmaya önem vermiştir. Bolton’a göre çocuğun kendini ve yaşadığı çevreyi anla­ması önemlidir. Çünkü içinde yaşanılan çevreye uyum yaşamsal değer taşır ve eğitimde drama etkinlikleri temel olarak uyumu amaçlamaktadır.



TÜRKİYE’DE DRAMA

Il. Meşrutiyet Dönemi

Meclis-i Kebir-i Maarif tarafından 1913 tarihli geçici İlköğretim Kanunu’nun 4. Maddesi gereği hazırlanıp yayımlanan, anaokullarının programlarını düzenleyen ve derslerin işleniş konusunda öğretmenleri ayrıntılı olarak aydınlatma amacı taşıyan 1914 tarihli belge, anaokulu düzeyinde dramatizasyonun ilk uygulamalarını getirmektedir. Bu belgede, derslerin uygulanışında çocukların özgürlüğüne, kendilerini serbestçe ifadelerine, kendi hayal dünyalarını kurmalarına ve yaratıcılıklarına dayanan kurgusal bir yaklaşım önerilmektedir.

Bu belgede vurgulananlar ile bugün de drama çalışmalarının genel hedefleri arasında: belirlenen hedefler çerçevesinde çocuğu özgür bırakma, dış gerçeklikleri dikkate alarak kendini özgürce ifade etme, hayal gücü ve yaratıcılık gelişimi kavramları bakımından benzerlikler bulunmaktadır.

Mektep Temsillerinin Usul-i Tedrisi

Osmanlı Devleti Maarif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) tarafından 19l5 yılında çıkarılan “Mektep Temsillerinin Usul-i Tedrisi” yönetmeliği ile eğitici ve öğretici niteliği ile tiyatro çalışmalarının okullarda ne şekilde yürütülmesi gerektiğinin kuralları belirlenmiştir.

Bu yönetmelik Meşrutiyet Döneminde okullarda tiyatroya yer vererek, çocukların tiyatro ile uğraşmalarının ve bu suretle eğitilmelerinin ne denli önemli olduğunun vurgulanması ve bu konuda somut bir adım atılması anlamına gelmektedir. Yönetmeliğin yayınlanmasıyla tiyatronun çocuğun dünyasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu devlet tarafından da kabul edilmiş ve okullardaki tiyatro çalışmaları resmi­yet kazanmıştır.

Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu (1887-1978)

Drama eğitiminin Türkiye’de öncüsü kabul edilir. Osmanlı Devleti tarafından 1910 yılın­da pedagojik incelemelerde bulunmak üzere Avrupa’ya gönderilmiş, İngiltere, Almanya, Fransa, Belçika, Isviçre, Danimarka ve İsveç’te incelemelerde bulunmuştur. Türk Eğitim Tarihi’nde çok önemli bir yere sahip olan “Talim ve Terbiye’de “İnkılap” adli eserini 1912 yı­lında yayınlamıştır. Baltacıoğlu bu eserinde, var olan eğitim sistemini eleştirmiş, Avrupa’da gördüğü sistem ile geleneksel sistem arasında bir köprü görevi üstlenmiştir.



Baltacıoğlu dramatik eğitimin temelleneceği altyapıyı oluşturan özgürlük, etkinlik ve etkinliğin mutlaka üretime dönük olması ilkeleri üzerinde durmuştur. Baltacıoğlu, çocuğu hayata hazırlamak, belleği doldurmak yerine karakter eğitimine önem vermiş ve disiplini özgürlük ile birleştir­miştir. Baltacıoğlu’na göre sahne, insana, sevinç, mutluluk veren bir topluluk yaşantısıdır. Tiyatro çalışmalarıyla birey, toplulukla çalışma becerilerini geliştirir, oynayacağı rol kişisi ile empati kurarak, hayal gücünü ve yaratıcılığını geliştirir, seyirci ile yüzleşir, ondan tepki alır, toplumsal yaşamın tüm ögelerini yaşar.

Onda yaşar, ona uyar ve onda üretir, yaratır. Çünkü yalnız tiyatro, hayatın bütününü taşır.

Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet döneminde, 1926 tarihli ilkokul programında ilkokulun eğitim ve öğretim ilke­leri bölümünde temsil (dramatik gösteri), temel olarak kabul edilmiştir. Daha ileri tarihler­de, ilkokul ve ortaokul programlarında temsil yoluyla canlandırma biçiminde dramatizas­yon etkinliklerine yer verildiği görülmektedir. Özellikle Türkçe, Tarih ve Beden Eğitimi gibi derslerin zaman zaman bu yöntemle verilmesi önerilmektedir.

Selahattin Çoruh

“Okullarda Drmatizasyon (1943)” adlı çalışması, birlikte yaratmanın ve dramatize etme­nin önemini anlatması ve dramatizasyonun ders programlarında yer verilmesini vurgula­ması dramanın Türkiye’deki gelişimi açısından önemli bir kaynaktır.

Emin Özdemir

“Uygulamalı Dramatizasyon (1965)” adlı kitabında dramatizasyonun, çocukların öykünme güçlerinden beslenen doğal bir öğrenme yolu olduğunu belirtmiştir. Ona göre dramatizas­yon amaç değil araçtır ve aynı zamanda eğlendirerek öğretir. Özdemir, dramatizasyonun, çocukların öğrenmesine ve deneyimlerini zenginleştirmesine olanak sağladığını belirtmiştir. Ayrıca “bağımsız ve bağımlı dramatizasyon” adı altında tanımlar yapmıştır. Bağımsız dra­matizasyonda çocuk konuya bağlı kalmadan içten geldiği gibi oynayabilmekte (doğaçlama), bağımlı dramatizasyonda ise metni aynen değişiklik yapmadan canlandırmaktadır.

Şükran Oğuzkan

“Anaokullarında Yaratıcı Dramatizasyon Uygulamaları (1981)” kitabında, dramatizasyo­nun çocukların kendilerini doğal yollardan ifade etmelerine olanak sağlayan bir yol oldu­ğunu belirtmektedir. Oğuzkan kitabında, “yaratıcı dramatizasyon” diyerek aslında drama yönteminden söz etmektedir. Hiçbir zorlama olmadan, öğretmenin anlattığı bir öykünün ya da çocukların başlarından geçen bir olayın veya çocuklarla karar verilen bir durumun canlandırılmasıdır. Bu canlandırma, hiçbir zaman piyes gibi kurallara bağlı değildir. Ço­cuklar sözleri ezberlemek zorunda değildir, içlerinden geldiği gibi öyküyü istedikleri gibi değiştirerek oynayabilirler.



Türkiye’de 19801i yıllardan sonra dramatizasyon çağdaş yaklaşımlar ile bilimsel olarak ele alınmaya başlamıştır. Ozellikle Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İnci San ve Devlet Tiyatrosu sanatçıla­rından Tamer Levent’in birlikte yaptıkları çalışmalar sonucunda, eğitimde dramatizasyon, bilinen anlamı ile herhangi bir metni canlandırmanın ötesinde, “Eğitimde Yaratıcı Drama” kavramı olarak yerleştirilmeye çalışılmıştır. 1985 yılında Ankara’da ilk kez gerçekleştiri­len Birinci Uluslararası Eğitimde Yaratıcı Drama Semineri, eğitimde yaratıcı dramanın bilinen dramatizasyon kavramından farkına ve çağdaş anlamına yönelik genel bilgilen­dirmeyi amaçlamıştır.

Prof. Dr. İnci San’ın çabaları sonucunda, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nün açtığı tezli ve tezsiz lisansüstü programlarıyla büyük gelişme göstermiş, Milli Eğitim Bakanlığı prog­ramlarında seçmeli ders olarak ve öğretmen yetiştiren Eğitim Fakülteleri’nin okul öncesi, ilköğretim ve yabancı dil bölümleri ile çocuk gelişimci yetiştiren çocuk gelişimi bölümle­rinde drama zorunlu ders olarak yerini almıştır.

KONU ANLATIMI NOTLARININ TAMAMI ORHAN ER HOCAMIZA AİTTİR.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.