İLKÖĞRETİME HAZIRLIK VE İLKÖĞRETİM PROGRAMLARI 1

İlköğretime hazırlık ve ilköğretim programları kapsamında; okula hazır bulunuşluğun ta­nımı ve önemi, okula hazır bulunuşlukla ilgili yaklaşımlar, okula hazır bulunuşluğu etki­leyen faktörler, ilköğretim programlarının özelikleri ve okul öncesi programı ile karşılaştı­rılması, okul öncesi eğitimin temel ilkeleri, çocuğu tanımada kullanılan teknikler konuları özetlenmiştir.

OKULA HAZIR BULUNUŞLUĞUN TANIMI VE ÖNEMİ

Son yıllarda okula hazır oluşluk kavramının üzerinde sıkça durulsa da okula hazır olmak ya da okul olgunluğunun ne olduğu konusu hâlâ tartışılmaktadır. Amerika’da 1997 yılında yapılan Ulusal Eğitim Hedefleri Paneli’nde (Anonymous, 1997) ortaya çıkan önemli kav­ramın, okula hazır bulunuşluk kavramının olduğu ifade edilmiştir. Bu panelin sonuçları, erken çocukluk eğitiminin ve okul hazır bulunuşluğunun öneminin anlaşılmasını sağla­mıştır. Bu sonuçlar da sosyal politikaların değişmesine neden olmuştur.

Okula hazır oluş; çocuğun yaşına paralel olarak gelişiminin yanı sıra öğrenme yaklaşım­ları, kavrama ve genel bilgi düzeyi konusunda aile ve çevresinin desteği doğrultusunda kendinden beklenen gerekli bilgi, beceri ve tutum seviyesine ulaşmasıdır.

ilköğretime hazırlık; çocukların bütünsel gelişimlerinin desteklenerek ilköğretim için gerekli becerilerin kazandırıldığı sistemli çalışmaların bütünüdür.

Aileler, öğretmenler, okul idarecileri ve politikacılar, çocukların okula başlarken öğrenme­ye hazır olup olmadıkları konusunda endişe duyarlar. Yaş, genellikle okula başlamada önemli sayılan belirleyici unsurlardan biridir. Çocukların okula başlama yaşları ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. İngiltere’de beş yaş, zorunlu eğitime başlama yaşı iken İsveç ve Finlandiya’ da yedi, İrlanda, Portekiz ve İtalya’da altıdır. Türkiye’ de okula başla­ma yaşı 66 ay olarak kabul edilmiştir.

Yaşın yanı sıra çocukların okula hazır oluşluğu ile ilişkili farklı değişkenler vardır. Öncelikli olarak çocukların bireysel farklılıkla­rını kabul etmek ve çocuğun gelişimini olumlu yönde desteklemek önemlidir. Bu destek­te, çocuğun içinde bulunduğu çevrenin ona uygun ortamı sağlaması önemlidir. Öncelikli olarak okula hazır oluşlukta çocuğun nitelikli bir okul öncesi eğitimi almasının çocukların, sosyal-duygusal becerilerini aynı zamanda da bilişsel becerilerini destekleyerek, okul olgunluğunun kazanımı üzerinde etkili olduğu belirtilmektedir.

Uzmanlar okula hazır bulunuşluğu, çocukların bilgi ve becerilerini duruma uygun olarak kullanabilme yetisi olarak tanımlamaktadır. Okula hazır oluş durumunu destekleyen çalışmalar, okul öncesi dönemdeki çocukların eğitimlerinde diğer etkinliklerin yanı sıra onların algılayabilmelerini, dikkatlerini toplayabilmelerini, hatırlayabilmelerini, problem çözme, el-göz koordinasyonu ve kalem tutma becerilerini geliştirebilmelerini içerdiğini ifade etmektedir.

OKULA HAZIR BULUNUŞLUKLA İLGİLİ YAKLAŞIMLAR

Çocukların okula hazır oluşlukları ile ilgili dört yaklaşımdan bahsedilmektedir. Bu yaklaşımları aşağıda kısaca açıklamıştır:

Doğal (Nativist/Maturationist) Yaklaşım: Okula hazır oluş, çocuğun içindeki bir feno­men olarak görülür, bu durum çevreden etkilenmez ya da az etkilenir. Çocuk tahmin edi­lebilir aşamalardan geçerek gelişir. Bütün çocuklar doğuştan getirdikleri genetik özelik­lerin izin verdiği oranda benzer aşamaları izlerler. Bu yaklaşıma göre dış etkenler geçici olarak çocuğun üzerinde pozitif veya negatif etki yaratmalarına rağmen bu etki çocuğun gelişimi üzerinde önemli bir fark yaratmayabilir.

Empirik ve Çevreci Yaklaşım: Bu yaklaşım, çocuk okula başlamadan önceki yaşamış olduğu zorunluluklar üzerine yapılanmıştır. Ayrıca bu yaklaşım, renkleri ve şekilleri bil­me, ismin nasıl yazıldığı ve birden ona kadar sayma becerileri gibi, öğrenmenin dışa vurumları üzerine odaklanmıştır. Çocuklar bu becerileri öğrenebilmeleri için eğitilmeli­dirler.

Sosyal Yapılandırmacı Yaklaşım: Bu yaklaşıma göre toplum ve çevrenin çocuğun ya­şamında okula hazır oluşluğunun değerlendirilmesinde geçerli bir gereklilik olduğu düşü­nülmektedir. Bu yaklaşım hazır oluşun çocukla ilişkili bir durum olduğunu reddetmektedir. Ayrıca hazır oluşluğun bir yapılandırmacı fikir olduğunu ve toplum aile ve okul tarafından bunun düzenlenmesi gerektiğini vurgular. Bu görüş hazır oluşluğun, bir toplum­dan bir diğerine değişebileceğinin altını çizmektedir.

Etkileşimci Yaklaşım: Çocuğun şu andaki bilgi, beceri, yetenekleri ve öğrenme durumlarının yeniden düzen­lenmesi üzerine odaklanır. Çocuğun gelişimi içinde bulunduğu çevrede, neyi öğretmenin ve öğrenmenin değerli olması gerektiği üzerine durur. Bu faktörler, okula hazır oluşta çocuğun yapılanmasında öncelikleri oluşturur. Ayrıca çocuğun okula hazır oluşu için ai­lelerin bu duruma hazırlanması, ailelerin erken dönemden itibaren çocuğun büyüme ve gelişmesi için çocuğa öğrenme deneyimleri kazanımını desteklemesini içerir.

OKULA HAZIR BULUNUŞLUĞU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1-Fiziksel Sağlık ve Motor Koordinasyon:

Çocukluk dönemini yetişkinlikten ayıran en önemli özellik sürekli bir büyüme ve gelişme durumunun olmasıdır. Doğum öncesi ve doğum sonrasında birçok etmen büyüme ve gelişmeyi etkileyerek, yavaşlamasına ya da durmasına neden olabilir. Bu etki, ne kadar erken dönemlerde meydana gelirse, o kadar belirgin ve kalıcı olur. Ancak, gelişim dö­nemlerinde etkili olan etmenlerin kontrolü ve alınacak önlemler sayesinde çıkabilecek sorunlar önlenebilir. Bunun sonucunda, çocukların duygusal, fiziksel ve zihinsel yönler­den sağlıklı bireyler olarak yetişmesi sağlanabilir.

İlköğretime hazır oluşu etkileyen faktörlerden ilki fiziksel faktörleri içermektedir. Çocuğun genel sağlık durumu, büyüme ve gelişmesi, kaba ve ince motor gelişim seviyesi çocuğun fiziksel özeliklerini kapsar. Bu özellikler çocuğun doğum öncesi doğum anı ve doğum sonrası içinde yaşadığı koşulları da içine alır. Çocukların bu dönemlerde yaşadıkları olumsuzluklar, gelişme geriliğine veya kalıcı zihinsel geriliklere yol açabileceğinden okul başarısı üzerinde etkileri olabilmektedir.

Çocuğun okula hazır oluşunda motor koordinasyonun yeterli olması da fiziksel sağlık ka­dar önemlidir. Çocuğun, akran etkileşimini sağlayan basketbol gibi farklı oyunları kapsa­yan kurslara devam etmesi desteklenmelidir. Bunlara ek olarak okula hazır oluşta çocuğun duyuşsal özeliklerinin incelenmesi de ge­reklidir. İşitme problemi yaşayan bir çocuk öğretmenin yönergelerini anlayamayacağın­dan dersi takip etme ve öğretmenine geri bildirim vermekte zorlanacaktır. Yine görme problemi olan çocuk harfleri kopya etmede, okuma becerilerinde yetersizlikler göstere­çektir.

2-Sosyal Duygusal Düzenleme:

Çocukluk yaşamında en önemli süreçlerden biri sosyalleşmedir. Sosyal gelişim bireyin kendisi ve başkaları ile iyi geçinme, olumlu etkileşim kurma yeteneğini kazanması ile gerçekleşir. Sosyal gelişimin doğumla başlayan ve yaşam boyu devam eden, kişinin yaşadığı toplumla uyumunu sağlayan bir süreç olduğu söylenebilir.

İlkokula başlayan çocuklar yeni ve geniş bir sosyal çevrenin içinde kendilerini bulurlar. Bir geçiş dönemi olan bu yaşta, bedensel ve psikolojik kaynaklı bazı temel değişiklikler dikkat çeker. İlkokula başlaması ile çocuk, okul öncesi döneme oranla daha fazla çocukla ilişki kurmaktadır. Bunun yanı sıra bu dönemde aile ilişkilerinin zayıfladığı bireysel oyun­ların yerini grup oyunlarının aldığı görülür. Bu dönemde çocuğun sosyal ilişkilerinde, öğ­retmeni, arkadaşları ve özellikle ailesi ile kurduğu yakın ilişkiler ön plana geçer.

Çocukların okula başlamadan önce sosyal yeteneklerinin geliş­mesinin önemli olduğunu vurgulanmaktadır. Çocukların geliştirdiği sosyal özelikler kontrol listeleri ile değerlendirilebilmektedir. Bu özellikler ve yetenekler, bireysel özellikler, sosyal beceriler, akran ilişkilerindeki yeterlikler olarak sınıflandırılmıştır.

Bireysel özelikler: Bireysel özeliklerin sosyal olarak yeterli olabilmesi için, çocukların genellikle, pozitif bir duygu durumunda olmaları, çoğunlukla yetişkinlere bağımlı olma­maları, okula ve sınıfa istekli gelmeleri, tersliklerle uygun bir şekilde başa çıkabilmeleri önemlidir. Çocukların ayrıca empati yeteneklerinin ve bir veya iki tane pozitif ilişki kurduk­ları arkadaşlarının olması olumlu sosyal gelişimin belirleyicilerindendir.

Sosyal beceriler: Sosyal becerileri tanımlarken çocuğun genellikle diğerlerine karşı po­zitif bir yaklaşım içinde olması, hareketlerinin sebeplerini açıklayabilmesi, uygun olarak hakkını koruyabilmesi, grup içine başarı ile dahil olabilmesi, sinirli olduklarında veya ha­yal kırıklığına uğradıklarında bu durumu diğerlerine zarar vermeden çözümleyebilmesi, farklı konulara ilgilerini göstermek için çeşitli tartışmaların içine girebilmesini örnek ve­rebiliriz.

Akran ilişkileri özelikleri: Bu özellikler; diğer çocuklar tarafından oyuna davet edilme ya da bazen arkadaşlarını oyuna davet edebilme ve bazı çocukları arkadaş olarak isimlendirebilmelerinden oluşmaktadır.

Çocukların okula hazır oluşunda sosyal-duygusal gelişimlerindeki yeterlilikler önemli rol oynamaktadır. Özelikle aile – çocuk etkileşimi ve anneden ayrılamama kaygısının düzeyi çocuğun okula adaptasyonunu etkilemektedir. Çocuk ailesiyle sağlıklı bir bağlanma ilişki­si kurmuşsa okula adaptasyonu da o kadar kolay olabilmektedir. Bu nedenle ailelerin çocuğun okula hazır oluşluğunu desteklemeleri önemlidir.

Öncelikli ola­rak çocuğa okula başlamadan önce diğer çocuklar ile düzenli etkileşimde bulunma fırsatı verilmelidir. Böylece çocuk akranları ile iletişim kurma becerilerini geliştirecektir. Oyun, çocukların akranlarıyla iletişim kurmasını destekleyen en önemli araçtır. Ayrıca çocuk oyun içinde kaybetme ve kazanma duygusunu öğrenebilmektedir.

3-Bilişsel Özelikler:

Bilişsel gelişim, çocuğun dünyayı tanıması, anlaması, yeni bilgi ve beceriler öğrenmesi, öğrendiklerini hatırlamasını içerir. Bunların yanı sıra problem çözme ve algı­lama gibi süreçlerin gelişimini açıklamaya çalışır. Biliş, insanın algılamasını, yorumlamasını, yargılamasını sağlayan bilgi edinme gücü ve sürecidir. Bi­lişsel gelişim ise bireyin dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyet­lerdeki gelişim olarak tanımlanabilir.

Bilişsel gelişim, düşünme ve kavrama sisteminde oluşan gelişmeleri içermekte olup akıl yürütme, algılama, bellek ve dilde oluşan değişimleri vurgulamaktadır. Okul öncesi eği­tim programlarında yer alan görsel algılamayı destekleyici, nesne-resim arasındaki ben­zerlikler veya farklılıkları bulma, geometrik şekillerin ya da resimlerin eşleştirilmesi gibi çalışmalar, okula hazır oluş için önemlidir. Bu etkinlikler çocukların harf ve kelime analizi yapmalarını sağlayarak, kelime biçimlerini tanımalarını ve analiz etme becerilerinin geli­şimini desteklemektedir. Çocukların yaptıkları çizme, boyama ve resim yapma ile yaptığı resimlerdeki olayları anlatma gibi etkinlikler görsel-motor algının gelişimini destekler. Bu tür etkinlikler vasıtası ile çocukların, dil deneyimlerini kazanma, yer yön tayin etme, el göz koordinasyonu kurma gibi ilköğretime hazır oluş için gerekli olan becerilerinin geli­şimi sağlanır. Çocuklara genellikle beş yaş civarında verilmeye başlanan bu çalışmalar, onların bilişsel ve psiko-motor gelişimleri açısından istenilen davranışları kazanmalarına yardımcı olmaktadır. Okul öncesi dönemde, zengin okuma-yazma deneyimi kazanmış olarak ilköğretime geçen çocukların ilköğretimdeki başarıları da olumlu yönde olacaktır.

4-Dil Gelişimi:

Çocuklarda dil ve konuşma gelişimi, doğar doğmaz başlar ve özellikle yaşamın ilk üç yılında beynin gelişmesi ve olgunlaşmasına paralel olarak hızlı bir ilerleme kaydeder. İletişim açısından zengin, çevresindeki bireylerin ses ve konuşmalarıyla beslenen, kendi iletişim ve konuşma çabasına yanıt alabildiği bir ortamda yetişen bir çocuk, bu süreçte dil ve konuşma açısından çok büyük bir yol kat eder. Dil ve konuşma; doğal iletişim or­tamlarında, insanoğlunda varolan yeteneğin, modelleri dinleme, taklit, paylaşım ve geri bildirimle pekiştirilmesi sonucunda kazanılır. Dilin kazanılması ve gelişimi konusunda çalışan dil bilimciler özelikle okul öncesi yılların dilin kazanılması konusunda önemli yıllar olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır.

Dil gelişimi, zihinsel gelişimin bir parçasıdır. Dil gelişimi yazılı veya konuşmaya yöne­lik sözel iletişimi kullanma becerisine ait gelişimi ve değişimi ifade eder Dil gelişimi, eğitim öğretimde öğrenmenin gerçekleşmesi için önemli bir araçtır. Öncelikli olarak dil, çocukların okula hazır oluşluk becerilerinde önemli bir alandır. Çocuklar okuma yazma­ya başlamadan önce dinlemeyi ve konuşmayı öğrenmektedirler. Özelikle ifade edici dili geliştirmek için çocuğun diğer çocuklarla iletişime geçebileceği, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebileceği deneyimlerini ve izlenimlerini paylaşabileceği uygun ortamlar hazırlanmalıdır. Hikâye okuma ve tamamlama çalışmaları, yeni bir hikâye oluşturmaya teşvik, şiir okuma ve dinleme, açık hava oyunları, inceleme gezileri, dramatik oyunlar, fen ve doğa çalışmaları gibi etkinlikler çocukların ifade edici dilinin gelişimini destekleyen çalışmalara örnek olarak verilebilir.

5-Kurallar:

Okula hazır oluşlukta çocukların kuralların farkına varmaları önemlidir. Bunlar tam ve kesin olarak, çocuğun sırada oturması, eşyalarını organize etmesi, ödevlerini not ederek zamanında yapması ve zil çalınca sınıfta olmak gibi becerileri içerir. Çocukların birçok becerileri gerçekleştirebiliyor olmaları okul hazır oluşluk düzeyi üzerine etki etmektedir.

6-Yaş ve Hazır Oluş:

Araştırmalar ve okula hazır oluşun tanımlanmasının karmaşıklığına rağmen, okula baş­lama için yaş hâlen önemli bir kriter olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte bireysel ve toplumsal farklılıklar okula hazır oluş üzerinde etkilidir. Hazır oluş bir toplumdan diğerine değişiklik gösterebilir. Bunun sebepleri aşağıdaki şekilde açıklanabilir:

  • Çocukların okula başlamasıyla toplum tarafından çocuklardan ilk olarak yüksek başarı ve sosyal yeterlilik göstermeleri beklenmektedir.
  • Okula başlama yaşı ile coğrafik yerleşim ve sosyo-ekonomik düzeyin ilişkili olduğu bilinmektedir. Sosyal güvencede yaşanan finansal sorunlar, okula başlama yaşında güç­lükler yaşanmasına yol açmaktadır. Özelikle az gelişmiş ülkelerde ailelerin yaşadığı ekonomik sorunlar, kız çocuklarının okula başlatılması ile ilgili güçlükleri de berabe­rinde getirmektedir. Ayrıca düşük sosyo-ekonomik seviyedeki aileler erken dönemde çocuklarını okula yolladıklarında yoksullukla bağlantılı olarak çocukların eğitim ve gelişim seviyesinde oluşan yetersizlikler okula hazır oluştuğu da olumsuz yönde et­kilemektedir.

Birçok ülkenin eğitim sisteminde çocukların okula başlama yaşı kesin olarak ifade edil­miştir. İsveç ve Finlandiya’da yedi, İrlanda, İspanya, Portekiz ve İtalya’da altı, İngiltere’de beş yaş zorunlu eğitimin başladığı yaşı gösterir. Türkiye’de de okul öncesi eğitime baş­lama yaşında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Yeni sistem gerçekleştirilmeden önce 37 – 72 ay arasındaki çocuklar okul öncesi eğitim alabiliyorlardı. Şimdi de 36 ayını ta­mamlamış çocuklar okul öncesi eğitime başlayabileceklerdir. Ancak zorunlu temel eği­time başlama yaşı değişmiş olduğundan üst sınırda bir değişiklik söz konusudur. Buna göre, 30 Eylül 2012 tarihi itibariyle Türkiye’de 37-66 ay arasındaki çocukların anaokulun­da veya uygulama sınıflarında, 48-66 ay arasındaki çocukların ise anasınıflarında okul öncesi eğitim almaları sağlanacaktır.

Çocuklar okula başlamadan önce okulu ziyaret edebilir ya da bir oryantasyon progra­mına dahil olabilirler. Çocuklara okul çevresini tanıtmak için bilgilendirmenin yapılması (tuvaletlerin nerede olduğu, yemeğin nerede yeneceği ve uyku odasının neresi olduğu, çocuğun özel eşyalarını koyacağı dolapların ve sınıf köşelerinin tanıtılması gibi) oku­la adaptasyonlarını kolaylaştırır. Diğer çocuklar okuldayken ziyaretlerin yapılması, yeni başlayacak çocuğun okul bahçesini, okul ortamını, okuldaki çocukların sayılarını ve bü­yüklüklerini görmesi açısından önemlidir.

Kaynak:erorhan—– DEVAMI GELECEK

YORUMLAR
  1. Özge Öztürk dedi ki:

    Çekilişe katılmak istiyorum.ū