Yaratıcılık Konu Anlatımı

YARATICILIĞIN TANIM1 VE ÖNEMI

Yaratıcılık ve yaratıcı düşünme, başta eğitim ve iş dünyası olmak üzere pek çok alanda ilgiyi üzerine çeken konulardan biridir ve eğitimciler, yaratıcılığı önemli bir eğitim çıktısı olarak değerlendirmektedirler. Yaratıcılık ve yaratıcı düşünme aynı anlama gelmemesine rağmen birbiri yerine kullanılmaktadır.

Yaratıcılık; hem zihinsel hem de performansa dayalı etkinlikleri, yaratıcı düşünme ise daha çok zihinsel etkinlikleri çağrıştırmaktadır ve yaratıcı düşünme genelde özgür ve demokratik ortamlarda ortaya çıkmaktadır.

Yaratıcılık, tüm duygusal ve zihinsel etkinliklerde, her türlü çalışma ve uğraşın içinde var olan, insan yaşamının ve gelişiminin tüm yönlerinin temelini oluşturan bir yetidir.

Yaratıcılık bir düşünme sürecidir ve yaratıcılık elle tutulmaksızın da var olabilir.

Yaratıcılık ve yaratıcı düşünme ile ilgili tanımlar incelendiğinde ortak olarak kullanılan kavramın “yeni” ya da “yenilik” özelliği dikkati çekmektedir. Yaratıcı olarak nitelendirile-bilecek bir olay ya da süreçte yenilik, özgünlük, olağan üstülük, orijinallik, değişik olma gibi özellikler olabileceği gibi bu özelliklerin belli bir şekilde birbirleri ile kaynaşmış olmaları da gerekmektedir.

En genel anlamıyla yaratıcılık, bilinenlerden yola çıkılarak eski ile yeni arasında ilişki kurmak, alışılmışın dışındaki farklılıkları yakalayarak, deneyerek özgün etkinlikler oluşturma çabası olarak da tanımlanabilir.

Torrance yaratıcılığı, “sorunlara, bozukluklara, bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlüğü tanımlama, çözüm arama, tahminlerde bulunma ya da eksikliklere ilişkin denenceler geliştirme, bu denen- celeri değiştirme ya da yeniden sınama, daha sonra da sonucu ortaya koyma süreci­ni içeren bilişsel bir yetenek” olarak tanımlamıştır.



Guilford’a göre, biliş, bellek, değerleme, yakınsak düşünme ve ıraksak düşünme yaratıcılıkta önemli rol oynamaktadır. Yakınsak düşünme kelime an­lamı ile birbirine yaklaştırmak, yakınlaştırmak anlamına gelmektedir. Yakınsak düşünme beklenen, belirli yanıtlara yönelmiştir. Yakınsak düşünce sahibi olan kişi, alışılagelmiş yollar izler, bilgisine ve hazır bilgiye dayanarak cevaplar verir. Bu durumda yeni buluş ya da değişiklik söz konusu olmadığı için kişi daha önceden öğrenmiş olduğu kalıplardan yararlanır. Iraksak düşüncede ise, belirli önermelerden ve temellerden hareket edilerek sonuca ulaşılmaz. Iraksak düşünce, alışılagelmemiş düşünceleri kapsadığından yaratı­cılık ile doğrudan ilgilidir.

Her bireyde var olan ve geliştirilmeyi, desteklenmeyi bekleyen yaratıcılık; hem düşünsel hem de duygusal yaşamı ifade etmektedir. Çocukta yaratıcılığın ve yaratıcı düşünme­nin gelişimi, onun kişilik özelliklerini ve buna bağlı olarak gelecekteki yaşamını önemli ölçüde etkilemektedir. Yaratıcı bireylerin; meraklı, kendilerine güvenen, problemlere pra­tik çözümler bulabilen, esnek ve bağımsız düşünebilen, karmaşık ve zor görevlerden hoşlanan, daha kolay empati kurabilen ve yeniliklere daha açık bir görüntü sergileyen, hayal gücü zengin ve yüksek enerjili kişiler oldukları görülmektedir.

YARATICILIKLA İLGİLİ KURAMLAR

Yaratıcılığa mantıksal bir olgu olarak yaklaşan araştırmacılar, kavramı bir kişinin aklını ve zekâsını özgün ve üretime dönük kullanması olarak açıklamaktadırlar. Yaratıcılık bir çeşit düşünme, neden bulma, çağrışım yapma ve problem çözme faaliyetleridir. Bazı yaklaşımlar sözel davranışlara, bazıları da sözel olmayan şekilsel davranışlara daha fazla önem vermektedir.

Tarihsel gelişim içerisinde, yaratıcılıkla ilgili olarak, psikanalitik, davranışçı, insancıl, bilişsel ve etkileşimli yaklaşımlarla çeşitli modeller geliştirilmiş, ancak hâlen yaratıcılığın boyutları, niteliksel özellikleri ve bu özelliklerin dağılımı objektif bir şekilde ortaya çıkarılamamıştır. Her bir kuramın yaratıcılığı açıklamada farklı çıkış noktaları ve yaklaşımları olduğu için yaratıcılığın tanımlanmasında önemli roller üstlenmektedirler. Yaratıcılık ve ya­ratıcı düşünmeye ilişkin çeşitli kuramların görüş ve açıklamaları şu şekildedir:



Psikanalitik Kuram

Bu kuram, psikanalizinin savunucusu olan psikologların görüşlerini kapsamaktadır. Fre- ud, Kris, Kubie, Slochovver, Mac Kinnon, Adler ve Jung kurama katkısı olan en belirgin isimlerdir.

Psikanalitik kuramcılara göre, bilinç öncesi, yaratıcı düşüncenin esasını oluşturmaktadır. Yaratıcılık için bilinç öncesinin değeri; bilgilerin toplanması, birleştirilmesi, karşılaştırılma­sı ve yeniden taşınmasındaki özgürlükte yatar. Bu görüşte, yaratıcılığa nörotik davranış­ların kalıcı etkisi üzerinde durulmaktadır. Psikanalitik görüşe göre geçici olarak mantık­sal, rasyonel düşünmenin kaldırılması gereklidir. Çünkü bunlar düşünmeyi sınırlandırır ve yeni çözümlerin formüle edilmesini engeller. Yaratıcılık alanında, çağdaş yaklaşımlar­dan psikanalitik görüş, yaratıcılığın kökenleri, anlatımları, güdülenmeleri, sapmaları ve verimleriyle en çok ilgilenen görüştür.

Bu kuram içinde Adler yaratıcılığı, fiziksel ve psikolojik alanlardaki yetersizliklerin tela­fisi için bir yol olarak tanımlarken;

Jung, yaratıcılığı farkında olmadan derin bir kuyudan çıkan fikirler olarak tanımlanmaktadır.

Freud’a göre yaratıcılığı oluşturan en temel öğe­ler cinsellik ve yüceltmedir. Bu bağlamda, Freud’a göre yaratıcılık, bir hareket biçiminin yerine geçen yeni bir davranış olarak ortaya çıkar; yaratıcı ürün “bir isteğin, bir dileğin” yerine getirilmesidir. Freud, yaratıcılığın, toplum içinde birtakım baskı ve yasaklamalara maruz kalmış insanların dışavurumları olduğunu da söylemekte ve yaratıcılığı, topluma zarar verecek “libido” enerjisine karşı, genç yaşta bilinç altında yer alan çatışmalara, bir savunma olarak görmektedir.

Psikanalitik görüşe göre yaratıcılık, insan yapısının olumsuz yönlerinden oluşur; bireyin iç çatışmalarının ve saldırgan enerjisinin onaylanan kültürel davranışlara dönüşmesidir; bilin­meyen içgüdüsel atılganlığın ürünü olarak ortaya çıkar. Nevrozla yaratıcılık arasında temel fark nevrozlar tamamen gerçekten kaçmaya yol açarken, yaratıcılığın üretme yoluyla yü­celtme mekanizmasını işletmesidir.

İnsancıl Kuram




Rogers ve Maslovv tarafından geliştirilen bu kuramın temelini, birey ve bireyin çevresinde gelişen olaylar oluşturmaktadır ve bu kuram karşıt uçlarda oluşan davranışçılık ve psi­kanalitik yaklaşımlardan ayrı, varoluşçu güçlü bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Bu akım, insan konusunda çeşitli sistem ve kaynaklardan esinlendiğinden özellikle yaratıcılık ko­nusunda, çeşitli yolları, girişimleri sunmaktadır. İnsancıl olmak, diğer felsefe ve kuramların cesaret edemediği dürüstlük, merhamet ve yüreklilik ister.

İnsancıl psikologlar, yaratıcılığın insanın olumlu yönleri ile ilgili olduğunu söylemektedirler, insanlar yaratıcı ifade için önemli güçlerle doğmakta ve uygun ortam oluşunca, bu güçler tam olarak gelişmektedir. Yaratıcılığın engelleyicileri; çatışmalar ve başarının olumsuz yönde değerlendirilmesidir. İnsancıl yaklaşım, yaratıcı yaşamı kendini gerçekleştirmenin gelişimiyle açıklamaya çalışır. Böylece bireyin seçimleri daha belirgin ve kesin hale gelir. Birey, kendisinden ne beklendiği ve yaşamdan ne beklediği konusunda karara vardıktan sonra benzeyebileceği bir model arama çabası içine girer. İnsancıl yaklaşımda bireyin anlam arayışı (öznellik) nesnellikten daha önce gelir.

Rogers, yaratıcılığa olumlu bakmakta, yaratıcı olan bireyi ruhsal bakımdan sağlıklı ola­rak görmektedir. Rogers, yaratıcı insanın fonksiyonel anlamda dolu bir kişiliğe sahip ol­duğunu savunurken, Maslovv ise yaratıcılığın kişinin kendini gerçekleştirmesinde bir yol olduğunu belirtmektedir. Maslovv yaratıcılığı bir ürün, karakter, bir etkinlik, bir süreç ve tutum olarak düşünmektedir. Ona göre yaratıcı birey, bir çocuğun gördüklerini görebilir. Önemli olan o bakış açısını yakalayabilmesidir.

Rogers, yaratıcılığın ortaya çıkmasında en temel iki koşulun psikolojik güvenlik ve psikolojik özgürlük olduğunu belirtmiştir, “iyi” veya “kötü” yaratıcılığın olmadığını savunarak şöyle demiştir: “Bir insan acıyı azaltmak için, diğer insan da daha katı bir işkence yöntemi bulmak için çalışır. Her ikisi de yaratıcı eylemdir, fakat toplumsal değerleri farklıdır. Rogers yaratıcı insanı, çalışmalara ve yeni deneylerden gelen çift anlamlılıklara ve karanlıklara karşı koyabilen, bunlar tarafından devrilmeyen, yani deneye ve görgüye açık, deneylerle kendini gerçekleştirmeye çalışan bireydir diye tanımlamaktadır.

Çağrışım Kuramı

Bu kuramın temelleri İngiliz Hume ve Mill’e kadar gitmektedir. Onlara göre fikirler arasın­daki çağrışımlar, düşünmenin temelini oluşturur. Yaratıcılık, bu çağrışımların sayısına ve alışılmamış olmasına bağlıdır. Çağrışım yaklaşımında yaratıcı çözümlerin olumlu rast­lantı, benzerlik ve aracılık yollarıyla oluşabileceği görüşü savunulmaktadır. Yaratıcı süreç belirli bir işe yarayan ya da belirli koşulları yerine getiren bazı çağrışım öğelerini birbirine yaklaştırarak, yeni bileşimler oluşturma şeklinde tanımlanmaktadır.

Çağrışım kuramcılarından Mednick, Uzak Çağrışım Testi’ni geliştirmiş ve ya­ratıcılık kuramında uygulamaya koymuştur. Mednick’e göre yaratıcı bir çözüme ulaşmak için üç temel biçim vardır. Bunlar; olumlu rastlantı, benzerlik ve aracılıktır.

Olumlu rastlantı: İstenilen çağrışım elemanlarını, bir rastlantı sonucu, uyarıcılar yan yana düşürerek yaratıcı süreci oluştururlar. Bir fizik bilgisinin bu olumlu rastlantılardan yararlanarak her birinde bir fizik olayı yazılı küçük kâğıtları bir kavanoza doldurarak, ikişer ikişer çektiği ve böylece yeni ve yararlı bileşimler elde ettiği söylenmektedir. X ışınları ve penisilin gibi icatların bu şekilde bulundukları pek çok kimseler tarafından bilinmektedir.



Benzerlik: Gerekli çağrışım elemanları, uyarıcıların ya da çağrışım öğelerinin benzerlik­lerinden ortaya çıkabilir. Resim, taş yontma, beste ve şiir gibi uğraşlarda bu tür yaklaşım­lar kolayca izlenebilmektedir.

Aracılık: Gerekli çağrışım elemanlarının, ortak öğelerin aracılığıyla akla gelmesi sağla­nabilir. Çağrışım öğelerini bir araya getirerek dil simgelerini de içeren çeşitli simgelerin kullanımları büyük önem taşır. Çeşitli simgelerin kullanımının çok önemli olduğu mate­matik, kimya gibi alanlarda bu yolun izlenmesi zorunludur. Bu kurama göre bireylerin yaratıcı düşünme becerileri birbirinden farklıdır ve bir bireyin yaratıcılık düzeyi onun çağrışımsal hiyerarşisine bağlıdır.

Geştalt Kuramı

Gestaltçılar, yaratıcılık yerine daha çok “üretken düşünce” ve “sorun çözme” kavramları­nı kullanmaktadırlar. Çağrışımcıların aksine parçaların bir bütün içinde anlam kazandığı ve bütünün parçalarının toplamından daha önemli olduğu görüşü hâkimdir.

Gestaltçılara göre, bir sorunun çözümü aranırken öğeler toplanmaz, düzenlenmez, adım adım da gi­dilmez. Sorun, bir bütün içinde görülerek çözüme ulaştırılır. Yaratıcı düşüncede sorunun yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Yeniden yapılandırılma bir çözüm ortaya çıkın­caya dek sürer. Çözüm, içten bir aydınlanma, bir ışıklanma ile elde edilir ve bu da basit öğelerin analiziyle kavranamaz.

VVertheimer bir sorunun yapısal yönlerinin ve gereklerinin bireylerde stresler ve gerilim­ler yarattığını savunarak, bu stresler takip edildiğinde onların kişide stresleri azaltan ve sorunu algılamasını değiştiren yöneltmelere sebep olacağını söyler. Bu türün yeniden yapılaştırılması bir çözüm sağlanıncaya kadar sürer.

Geştalt psikologları üç tür düşünce tanımlamaktadır:



“A Tipi Düşünce Biçimi: Yaratıcı, üretici, gruplama ve yeniden örgütleme yapabilen ve temel etmenleri görüp yeni çözümler bulan düşünce biçimidir.

“Y Tipi Düşünce Biçimi: Mekanik, yönü-amacı belirsiz düşünce biçimidir. Birey alan ve elemanları hakkında rastgele davranışlar içindedir.

“B Tipi Düşünce Biçimi: Yarı üretken, yaratıcı, yarı mekanik düşünce sistemidir.

Gestaltçılar, yaratıcı üretken düşünce biçimini sürekli kullananları toplumun üstün ye­tenekli bireyleri olarak betimlerler. Bu kişiler olayların esasını ararlar ve yapısal gerçek­lere yöneliktirler.

Faktöriyalist Kuramı

Bu kuramın temsilcisi Guildford yaptığı çalışmalar sonucunda, zekâyı oluşturan yüzler­ce özelliği saptamış ve bunları temel faktörlere indirgeyerek ‘insan zekâsının yapısı’ modelini ortaya koymuştur. Zekânın üç boyutunu işlemler, ürünler ve içerik olarak be­lirlemiştir.

İşlemler boyutunda bireyin zihinsel etkinliklerini ne gibi işlemlerle yürüttüğü söz konusu olup, bu işlemler bellek, bilişsellik, ıraksak düşünme, yakınsak düşünme ve değerlendirme süreçleridir.

İçerikler boyutunda zihinsel işlemlerin ne tür materyaller kullanılarak yürütüldüğü ele alınmıştır. Bu materyaller şekiller, semboller, anlamlar ve davranışlardır.

Ürünler boyutunda ise bireyin bilgileri nasıl kavradığı ve ne tür cevaplar verdiği söz konusudur. Bu boyutlardan sadece birinin olmaması halinde zihinsel etkinli­ğin varlığı düşünülemez.



Karmaşık Kuramlar

Yaratıcı fikirler bir anda ortaya çıkmaz ancak belirli bir sürecin tamamlanmasıyla ortaya çıkar. Bazen çok kısa sürdüğü, bazen de bilinç altında gerçekleştiği için fark edilmez. Walllas ve Hadamard, bu düşünceden hareketle yaratıcılık sürecini dört aşamaya ayırmıştır. Yaratıcı düşünmede fikirler hazırlık, kuluçka, aydınlanma ve doğrulama aşamalarından geçerek gerçekleşmektedir.

*Hazırlık dönemi bir soruna bilinçli sistematik ve mantıksal bir yaklaşımı içerir. Birey sorun hakkında detaylı bilgi toplar.

*Kuluçka aşaması ürünün bilinç ötesinde olgunlaşmakta olduğu kademedir. Kuluçka aşamasında anahtar kavram­lar” “dinlendirmek”, “kuluçkaya yatırmak” ve “mayalamak” tır. Yani hazırlık aşamasında elde edilen tüm bilgilerin tam anlamıyla beyne yerleşmesi için kişiye tanınan zamandır. Bu, bilgilerin beyinde yaratıcı özsu ile karışmasını iyice etkileşmesini sağlar. Bu dönem dakikalarca sürebileceği gibi, haftalar ya da yıllar boyu da sürebilir. Kişi sorunu çözmeye çalışırken bir ilerleme kaydetmiyor gibi görülmektedir. Hatta sorunla doğrudan doğruya ilişkisi olmayan işlerle uğraşmaktadır. Beyinde konuyla ilgili bütün ilişkiler hemen kurula­mayabilir. Ancak araya başka düşünceler girse de hatta kişi uyusa ya da konu unutulsa bile beyin bilinç altı çalışmasını devam ettirmektedir. Araya giren yeni uğraşlar, gözlem­ler, düşünceler ve deneyimler, peşinde olunan düşüncenin ortaya çıkmasında katkı bile yapabilir. Çünkü düşünülen her yeni kavram arka planda asıl konuyla ilgili yeni çağrışım­lara yol açar, yeni seçenekler oluşturur. Bu doğrultuda zaman zaman konuya ara vererek kuluçka aşamasını bilinçli bir şekilde yaratmak büyük yararlar sağlamaktadır.

*Aydınlanma sürecinde yaratıcılık, anlık parıltılar ve ışıltılar halinde gelişir. Kişinin bu parıltıların farkına varması ve bunları kaydedebilmesi önemlidir. Beyinde bilinçli ya da bilinç altında konuyu düşünürken bir uyarı, aranan ilişkinin doğmasını sağlar. Resmin son parçası tamamla­nıp yeni düşünce yaratılır. Hazırlık döneminde tohumu atılan, kuluçka evresinde farkına varmadan yeşeren yaratıcılık birdenbire somutlaşır. Kuluçka aşaması ve aydınlanma dönemleri bilinç dışında oluşurlar. Burada rastgele biçimde fikirlerin bileşimleri üretilir ve son aşamada da üretilen tüm fikirler toplanır, değerlendirilir ve bunlardan işe yarar olabi­lecekler bilince ulaşır. Bu süreçte önemli olan yargı yeteneğinin gerektiği gibi kullanılabil­mesidir. -Bu dönem fikir verme, esinlenme ya da düşüncenin açığa çıktığı safha olarak adlandırılmaktadır.

*Doğrulama aşaması ise, sonuçların doğrulandığı, değerlendirildiği ve uygulandığı son aşamadır. Bilinçli ve mantıksal düşünmenin ağırlıklı olduğu dönemdir. Bu dönemde kişi düşüncesini ve çözümünü test etmekte, eksikliklerini tamamlamakta, eleştirmekte, bulunan çözüm yollarının doğru olup olmadığını kontrol etmektedir. Bu dö­nemde iki önemli nokta ilgi ve uygulama öğeleridir. Bu son adım da ortaya çıkan fikirler toplanır, değerlendirilir ve bunlardan işe yarar olabilecekler bir kenara ayrılır. Bu süreçte önemli olan, kişinin ‘yargı’ yeteneğini gerektiği gibi kullanarak güvenilir bir karar vermesi ve bu kararını uygulamasıdır.

Yargı, aydınlanma aşamasında ortaya çıkan ne ise onun gereksinimleri karşılayıp karşılamayacağının, hazırlık aşamasında belirlenmiş ölçülere uyup uymayacağının anlaşılması ve gösterilmesi için yapılan bir dizi etkinliktir. Yaratılan her fikir ve düşünce hemen uygulanacak kadar iyi olmayabilir. Bu durumda bulunan yeni düşünce küçük değişikliklere uğratılarak çözüme ulaşılabilir. Çoğu zamanda bu düşün­cenin neden iyi bir çözüm olduğu bile açıklanamayabilir. Yalnızca aranan şeyin bulundu­ğu hissedilir, sonra bu düşünce değerlendirilip geliştirilir ve uygulanabilir hâle getirilir. Mantıksal düşünme bu aşamada devreye girer ve bulunan yeni fikir için en doğru, en güvenilir karar verilerek verilen karar uygulanır.

Yaratıcılığı açıklamaya yönelik bu yaklaşımlar aslında kendi ölçütlerini, başka bir ifade ile yaratıcılığı açıklamada kendi temel dayanaklarını ifade etmektedir. Şüphesiz bütün yaratıcılıkları tek başına açıklayabilen bir yaklaşım bulunmamaktadır.



YARATICI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Araştırma sonuçları göstermiştir ki yaratıcı olmayan insan yoktur, herkes az ya da çok yaratıcıdır. Çoğu insan yaratıcılığın bilim adamlarına, sanatçılara ya da dâhilere mahsus bir özellik olduğunu düşünür. Bir sorun çözüldüğünde, yeni bir şey yapıldığında ya da uyarlandığında yaratıcılık da ortaya çıkmış olur. Yaratıcı insanlar yaptıkları ile kişisel tatmini yakaladıkları gibi, etrafında­kilere ve içinde bulundukları topluma da katkıda bulunurlar, iş ve sosyal hayatta ba­şarıyı yakalarlar.

Yaratıcılıkta özgünlük, olağanüstülük, kural dışılık, değişik olma (sıra dışılık), bilinenlerin dışında kullanma, şimdiye değin olduğundan başka bir biçimde birleştirme gibi özellikler bulunur.

Yaratıcı bireylerin; öğrenmeye hazır, dilde, çağrışımlarda, düşünsel alanda ve anlatımda akıcı, düşüncede esnek ve özgür, meraklı, hayal gücünü kullanabilme, dene­me, araştırma, sınama, bulma, kalıplardan kurtulma ve yeni fikirler üretme, farklı olana, yeniliğe karşı istekli olma, görülmemiş ve benzersiz olan şeyler üzerinde durabilme ve riski göze alma gibi belirgin özellikleri vardır.

Storr, yaratıcı kişileri inceleyen birçok araştırmacının onların en belirgin özelliklerinin ba­ğımsızlık olduğu konusunda hemfikir olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca yaratıcı kişilerin kuşkucu olma özellikleri ve genel kabulleri sorgulamaksızın onaylamaya istekli olma­dıkları, yani bir anlamda asi yapılı olduklarının da, çoğunluğun kabulleri arasında yer aldığını belirtir. Yaratıcı kişiler çevrelerindeki insanlardan daha baskındırlar. Kişiliklerin­deki çelişkiler ve kilitlenmeler daha az, entelektüel ilgileri ise oldukça fazladır

Yaratıcı kişiler bilinenlere bağlı hareket etmezler; çoğu zaman şaşırtıcı ve farklı yakla­şımlar gösterirler. Birbiri ile ilgisiz fikirler arasında ilişki kurabilirler; paylaşmaya istekli, enerjik, sezgili, duyarlı ve mizah gücüne sahip kişilerdir. Konuya dair yapılan araştırma­ların neredeyse tümünde, değişime ve yeniliklere açık olma ve risk alma, en belirgin ya­ratıcı birey özellikleridir. Gerçekte yaratıcı insanların serüvenci ruhta olmaları, risk alarak yeni şeyler denemelerine olanak tanır. Güçlü bir sevecenlik duygusu taşırlar ve pozitif bir kişilik yapısı sergilerler. Ancak diğer kişilerden farklı düşünce yapısına sahip olmaları, hayal güçlerinin zenginliği, bu kişileri gruptan dışlanmaya ve yalnızlığa itebilmektedir.

Entelektüel açıklık, büyük bir meraklılık ve kon­santrasyon yeteneği, obsesiflik, mükemmeliyetçilik, ürünleri istedikleri gibi oluncaya kadar bıkıp usanmadan kılı kırk yarmak, yorulmak ve durmak bilmemek tipik özellikleri arasındadır.



Torrance, yaratıcı düşünme özelliğine sahip çocukların aileleri ve öğretmenleri tarafın­dan kolayca fark edilmelerini sağlayan ipucu niteliğindeki bazı özelliklerden bahseder. Bunlar; hayalci, taklitten hoşlanan, düşüncelerinde esnek, her zaman fikirlerle dolu, ‘başka ?’ sorusunu sıkça soran, bir şeyler kurmaktan/inşa etmekten hoşlanan, bildiği nesneleri farklı kullanımlarını araştıran, keşfettiği/icat ettiği şeyleri tartışmaktan hoşla­nan, yeni şeyler denemekten korkmayan çocuklardır.

Ayrıca bu çocuklar kendi başlarına çalışmaktan hoşlanan, zorluklarla mücadele etmeyi seven ve el becerileri gerektiren uğ­raşılarda da yetenekli çocuklar olmaktadır. Aynı zamanda akıcı bir konuşma yeteneğine sahip, düşüncelere / ortamlara anında uyum sağlayan, yaratıcı drama ve rol yapmada başarılı, işitsel uyarılara duyarlı, işitsel aktivitelere yatkın, asla yılmayan, baskın, duy­gulu, ısrarcı, başarısızlık riskini almaya istekli gibi özellikler taşıdıkları da görülmektedir. Başarısız oldukları durumlarda da hemen vazgeçmeyen, denemeye devam eden, başa- rıh olana kadar, elde etmek istedikleri sonuca ulaşana kadar çalışmalarını sürdüren kişi­lerdir. Yaratıcı çocuklar zihinsel hareketliliğe sahiptir; böylelikle sorunlara yeni ve uygun yaklaşımlar önerebilirler ve ters düşen durumları değerlendirebilirler. Hayal gücü yüksek, esprili, üretken, bağımsız, esnek ve özgün düşünebilme yetisine sahip kişilik özellikleri görülmektedir.

YARATICILIĞIN GELİŞİMİ

Her çocuk ailesinden aldığı kalıtımsal özelliklerle ve yaratıcı olma yeteneği ile dün­yaya gelir. Yaşamının ilerleyen yıllarında sahip olacağı özelliklerin temeli, doğumdan itibaren, aile içinde ve yaşadığı çevrede oluşur. Yaratıcılık bilinç altı ve bilinç üstü biri­kimlerin çatışması sonucu ortaya çıkmaktadır. Her bireyde yaratıcılık yeteneği bulunsa da bunun ortaya çıkışı ve sürekliliği kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bu yeteneği geliştirmek için öncelikle erken yaşlarda çocukların duyularını eğitmek gerekir.

Çocukta yaratıcılığın gelişimi diğer gelişim alanlarından farklılık göstermektedir. Bu ne­denle de yaratıcılığın gelişiminde, çocuklarla birlikte olan yetişkinlerin, anne-baba ve öğretmenlerin çocukların yaşlarına ve bireysel farklılıklarına göre gösterdikleri yaratıcı düşünme özelliklerini bilmeleri ve yaratıcılığın gelişimini desteklemeleri önem taşır. Çocuğun yaratıcılığını ortaya çıkaran malzemelerin kullanımı üç evreden geçmektedir: Deney evresi, sembolik evre, gerçekçi evre olmak üzere üç evreden geçmektedir.

Deney Evresi




Çocukların hayal güçlerinin birinci yılda gelişmeye başladığı ileri sürülür. Bebeklik döne­minde çevresiyle duyuları ve hareketleriyle iletişime giren çocuklar aynı zamanda yara­tıcılıklarını da kullanmaya başlarlar. İlk ellerine verilen çıngırak, diş kaşıma aletleri, onun malzemeyi nasıl kullanacağı ile ilgili ilk bilgilerini edindiği oyuncaklardır. Bu dönemde bebekler; ilk aldıkları nesneleri tatma, sesleri dinleme, yumuşaklıklarını sezme gibi bir süreç izler. Sonra bu aletlere kendileri yeni katkılarda bulunurlar. Elindekini ileri fırlatma, bir yüksekten aşağıya bırakma, dişleme gibi deneyler yaparlar. Elindeki malzeme üze­rinde herhangi bir şekilde etki yaratmak bebeklere doyum verir. Daha sonraki zamanda da, çocuklar, yürüme dönemine geçip daha da hareketlendiklerinde çevredeki diğer be­lirgin farklılıkları kendi deneme-yanılma araştırmaları yoluyla keşfetmektedir. Örneğin, büyüklük-küçüklük gibi belirgin farkları görmeye başlayan çocuk pek çok kez blokları üst üste dizme denemesi ve becerisinden sonra, büyük blokları alta, küçük olanları da üste koyduğu zaman sağlam bir kule yapabileceğini anlar. Bu deneyimler sonucu, ço­cuklar farklılıklara dayanarak nasıl istedikleri bir düzen oluşturabilecekleri konusunda fikirler edinir ve yaratıcılıklarını geliştirirler.

Çocuğun dili öğrenmeye başlaması, hayal dünyasına başka anlamlar kazandırır. Hayali oyunlar ve kahramanlar çocuğun dünya­sını zenginleştirir. Bu dönemde çocuk çok meraklıdır ve merakını kendine özgü yollarla ifade edebilir. Nesnelerin isimlerini sorar, yeni sesler, ritimler üretmeye çalışır; bir şey yarattıktan, tamamladıktan sonra onu isimlendirir, iki yaşından sonra çocuk, eşyaların canlı olduğunu, hayvanların kendisi ile konuşabileceğini düşünmektedir. Onun için mavi güneş, mor ağaç olabilir. Torrance’a göre çocuklarda yaratıcı öğrenme doğal bir süreçtir. Çünkü iki-üç yaşlarında çocuklar yaparak, yaşayarak, deneyerek öğrenmektedirler.

Sembolik Evre

Dört yaşından dokuz yaşına kadar devam eden bir süreçtir. Hem deneysel çalışmalar hem de sembolik çalışmalar devam eder. Bu dönem çocuğu, yaratıcı sanatlarda, yeni deneyimlerde ve sözcük oyunlarında kendine güven geliştirebilmektedir. Özellikle bu dö­nemde çocuğun kelime hâzinesi de süratle gelişir. Dünyayı sözel ve hayali oyunlar yolu ile yeniden keşfeder.

Dört-altı yaşlarında çocuk hayalle gerçeği birbirinden ayırt edemez. Öylesine hayaller kurar ki gerçek ile hayali birbirine karışmıştır ve hayal gücünün ürünü olan öğelere de bir anlam vermeye çalışır. Çoğu yetişkin tarafından çocuğun bu dönemde yalan söylediği de vurgulanır. Oysaki bu yalanlar yalan özelliği taşımayan yalanlardır.

Dört-altı yaş dönemi aynı zamanda hayallerle birlikte yaratıcılığın başladığı dönemdir. Bu dönemde, çocuk ilk kez planlama becerilerini öğrenmeye başlar. Önceden bildiği oyun ve işleri planlamaktan hoşlanır. Son derece meraklıdır ve merakı araştırma yapmasında ona önderlik eder. Çocuklar nesneleri görünüm, ses, tat, koku ve dokunma yoluyla tanımaya; hareketleri ve sesleri taklit etmeye; resim, fotoğraf ve modelleri gerçek yer ve nesnelerle ilişkilendirmeye devam ederken bu dönemde ayrıca yaratıcı temsil yeteneklerinde de hızlı bir gelişme görülür. Taklit yeteneklerini sıkça kullanmaya başlarlar. Oyunları çoğu kez hayal gücüne dayanır ve bu oyunlarda pek çok roller denenir. Artık olaylar arasında ilişki kurabilir, fa­kat ilişkinin nedenini anlayamaz.


Altı-sekiz yaşları arasında çocuğun yaratıcı hayal gücü, oyunlarında da görüldüğü gibi gerçeğe yönelmiştir. Somut algılamalara doğru kayan çocuk gördükleri, bildikleri kav­ramlarla düşünmeye başlar. Çocuklar oyunlarında bile, ayrıntıları gerçeğine benzetecek ölçüde, gerçeği arama çabaları içine girmiştir. Okula başlama yaşı nedeniyle otoriteyi, kuralları, yapılanmış bir ortamı tanımaya başladığı bu dönemde yaratıcılık duraklamıştır. Torrance’ın gözlemlerine göre; pek çok çocuk birinci ve ikinci sınıflarda tüm fantezilerini bir tarafa atmakta ve hayal güçlerinde fakirleşmeler görülmektedir. Yaptıkları resimler daha çok temsil edici bir nitelik taşımaktadır. Ligon’un gözlemlerine göre çocuk, resim­lerinde gerçeği yansıtmakta, düşündüğünden çok gördüğünü çizmektedir. Bu dönemde, yetişkinler tarafından kısıtlanmadığı takdirde, çocukların merakı gelişmeye devam et­mektedir.

Gerçekçi Evre

Dokuz yaş civarında ulaşılabilen bu evrede çocuğun yaptığı her şey gerçeği yansıtmak­tadır. Yaratıcılık hayatın her döneminde vardır. Ancak aileler ve eğitimciler bu dönemde çocukların yaratıcılığa ait özellikler göstermediklerini belirtmektedirler. Diğer taraftan ço­cuklar gördüklerini ve deneyimlerini bir makine gibi kaydetme eğilimindedirler. Dünya­daki gerçekleri öğrenmek bu dönem çocukları için hoş zamanlardır.

Bu dönemden sonra yaratıcılık ya belli bir düzeyde devam eder ya da düşüş göstere­bilir. Bu açıdan bu dönem kritik bir dönemdir. Bu dönemde çocuklarda öğrenme hızı ve becerisi de oldukça geliştiğinden, bundan gerektiği gibi yararlanılarak çocukların yara­tıcılığının gelişimi desteklenmelidir. Bu yaşlarda çocukların yeni ilgi alanları doğmakta, hobileri gelişmekte, hayal güçleri genişlemektedir.

YARATICILIĞI ETKİLEYEN ETMENLER



Yapılan çeşitli araştırmalar, yaratıcılığın gelişimini etkileyen çok çeşitli etmenler olduğu­nu vurgulamaktadır. Bunlar; bireysel/duygusal, toplumsal/kültürel ve örgütsel etmenler olarak kabul edilmektedir.

Bireysel / Duygusal Etmenler

Bireyin yaratıcılığını etkileyen birey­sel özellikleri; aşırı duygusallık, kendine güvensizlik, hata yapma korkusu, eleştirilme korkusu, mükemmeliyetçilik, sürekli uyma davranışları gösterme, sabırsızlık, sonuca çabuk ulaşma isteği, problemlere yoğunlaşamama, motivasyon eksikliği gibi duygusal etmenler, düşünsel düzlemdeki çelişkiler, yeni fikirlere direnç, kısa sürede başarıya ulaş­mak isteme, savunma mekanizmaları gibi kişisel özellikler, zihinsel gerilimler ve sağlık sorunları vb. olarak sıralanabilir. Yaratıcı olabilmek için her şeyden önce bireyin kendini tanıması, duygu, düşünce ve yeterliliklerinin farkına varması ve kendisine güven duyması, bağımsızca düşünebilmesi, kimi zaman alışılmış kalıpların ve kuralların dışına çıkabilmesi ve kendisine yeteneklerini sonuna kadar kulla­nabileceği ortam ve özgürlüğün sağlanmış olması gerekmektedir.

Toplumsal / Kültürel Etmenler

Toplumun değerleri, olaylara bakış açısı gibi etmenler bireylerin yaratıcılığında etkilidir. “Fantezi ve hayal kurma zaman kaybı ve belki de çılgınlıktır.”, “Oyun yalnızca çocuk­lar içindir”, “Sorunlar matematiksel düşünce ve daha çok para ile çözülür”, “Sorunların tek ve doğru bir çözümü vardır.”, “Akıl-mantık-sayılar-yararlılık başarı iyidir.”, “Sezgiler- heyecanlar-saçma düşünceler-yanılmalar-başarısızlık kötüdür” gibi toplumun birey­lere empoze ettiği tutum ve davranış biçimleri yaratıcılığın gelişiminde etkilidir. Bireyi pasif, tekdüze çözümlere alıştıran yönelimler, yaratıcılık için zararlıdır. Yapma-yasak- yapamazsınlarla dolu bir toplum, yaratıcılık için gerekli ortamı yok eder. Yaratıcılığı artı­ran bir toplum, içsel ve dışsal deneyimi özendiren bir toplumdur.

Aile, toplumsal değerlerin ilk ve en önemli boyutunu oluşturur. Çocuğun ilk iletişim ortamı, en önemli ve en küçük ilk sosyal ortamı ve toplumun temel yapı taşı ailedir. Aile, çocuğun beslenme, bakılma, korunma, sevilme ve eğitilme ihtiyaçlarını karşılamakla birlikte çocu­ğun yaratıcılığının ve tüm yeteneklerinin gelişmesine de yardım eder. Ailede yaratıcılık için en etkili ortam, güvenli, rahat ve demokratik ortamlardır. Çocuğun kendisini daha rahat özgür bir ortamda hissetmesi yaratıcılığının gelişmesinde önemli bir etmendir. Bu, çocuğa özgüven kazandırmaktadır. Ailenin çocuğa karşı eleştirel, baskıcı tutumları ya­ratıcılığı engelleyici bir durumdur. Ailede çocuğun duygularının ifade edilmesine olanak verilmesi, ona sorumluluklar verilmesi, kabul edilmesi yaratıcılık açısından büyük önem taşımaktadır.



Ailenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik düzey ile yaratıcılık arasında da bir ilişki­nin olabileceği düşünülmektedir. Üst sosyo-ekonomik düzeydeki çocukların alt sosyo­ekonomik düzeydeki çocuklardan daha yaratıcı oldukları ileri sürülmektedir.

Örgütsel Etmenler

Yaratıcılığın gelişimini etkileyen bir diğer etmen, bireyin içinde bulunduğu örgütsel et­menlerdir. Bunlar; geriye dönük tutumlar, önceden ve sürekli özeleştiri, deneyim ve tek­nik uzmanlık, bireysel güvensizlik duygusu, değişmeden kalmaya direnen bir yönetim, eski modellerin baskısı, hiyerarşinin üst düzeyinde bulunanların astlarına güvensizliği, otoriter yönetim, kusursuz olma isteği, ciddi işler yapma isteği, yeniliklere açık olma vb. olarak sıralanabilir. Baskıcı, hiyerarşi ile donatılmış, bürokratik yaklaşımlı bir örgüt, ya­ratıcı bireylerin örgütten kaçmasına ya da yaratıcılıklarını başka ortamlarda ifade etme­lerine neden olacaktır. Örgüt olarak bireylerin iş ortamları, toplumun içindeki örgütsel yaşantı, politikalar, uygulama, kararlar ve ilişkiler ifade edilmektedir. Ancak, eğitim ku­rumlan çocukların ilk karşılaştıkları örgütsel kurum olmaları nedeniyle bu başlık altında ele alınmıştır. Her eğitim sistemi, yaratıcılığı olumlu ya da olumsuz büyük ölçüde etkile­mektedir. Okul eğitimi, çocukların düşünce biçimleri hatta algılarını şekillendirmekte; ki­şisel girişimi gündeme getirmek yerine geleneksel anlayışı savunmakta, ilginin kuşaktan kuşağa geçişini ve normlara saygıyı özendirmektedir.

Çocuklar okul öncesi dönemde, tüm yaşantılarını adeta birbiri üzerine koyarak biriktir­mekte, bunlar arasında ilişki kurmayı başarmaktadır. Ancak bunun başarılabilmesi, bir yandan olgunlaşmaya bir yandan da verilecek eğitime bağlıdır. Okul öncesi eğitim, ço­cuğun benlik kavramını, kendini ifade etmesine fırsat verecek ortamlar hazırlayarak öz denetimini geliştirir ve kendine güvenli bağımsız bir kişilik kazanmasına yardımcı olur, çevre uyarıcıları sunarak çocuğun akıl yürütme yeteneğini, hayal gücünü ve yaratıcılığı­nın gelişimini destekler.



OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE YARATICILIĞI GELİŞTİRME

Yaratıcılık, tüm insanlarda az veya çok var olan, kişilerin doğuştan getirdikleri ve geliş­tirilebilen bir özelliktir. Yaratıcılığın ortaya çıkarılması, olumlu bir şekilde kullanılması ve geliştirilmesi için okul öncesi dönemde gerekli ortamlar, fırsatlar ve eğitim uygulamaları, eğitim programları çocuklara hazırlanmalıdır. Temel hareket noktası, yaratıcılığın kendili­ğinden öğrenilebilecek bir özellik olmadığı, ancak gerekli fırsat ve ortamlar sunulduğun­da geliştirilmesinin mümkün olduğudur.

*Yaratıcılığın Geliştirilmesinde Ailenin Rolü

*Yaratcılığın Geliştirilmesinde Eğitimin Rolü

Okul öncesi ve ilköğretim yılları, çocuğun öğrenmeye açıklığı, dünyayı tanıma merakının çok yoğun olduğu ilk yıllar olduğundan öğretmen, bireyin şekillenmesinde derin ve kalıcı izler bırakmaktadır. Öğretmenlere bu anlamda büyük görevler düşmekte olup öncelikle çocuklarla ilişkileri, iletişimleri ve uyguladıkları örtük eğitim, yaratıcılığı önemli ölçüde biçimlendirmektedir. Buradan hareketle; öğretmenlerin eğitimde yaratıcılığı destekleyici eğitim uygulamalarının ve öğretmen tutumlarının neler olduğunu bilmeleri ve uygulama­ları önemlidir. Bu deneyimlerden elde edilen yaratıcı eğitimin temel ilkeleri şu şekilde sıralanmaktadır:

Alışılmamış sorulara ve fikirlere saygılı olma,
Hayal gücüne saygı ve destek,
Fikirlerin değerli olduğunu gösterme,
Nota bağlı olmayan egzersizler yapma,
Zamanda esnek olmadır.
Alışılmamış Sorulara ve Fikirlere Saygılı Olma

Çocuk için hiçbir cevap almadan da olsa soru sormak, başkalarının onun fikirlerini cid­diye aldığının bir göstergesidir. Sorular “zihin açlığı” nın yansımasıdır. Sorulara cevap ihtiyacı, hemen şimdi olsa da öğretmen soruyu ve cevap süresini uzatarak yararı artı­rabilir. İyi soru sorma, iyi bir araştırma yolu açabilir. Çocuklara araştırma yapma yolunu öğretmek, farklı düşüncelere saygı duyma ve toleransı öğretmek, yaratıcılığın geliştiril­mesinde oldukça önemlidir.

Hayal Gücüne Saygı ve Destek

Yaratıcı yaklaşımları uyarılan çocuklar, öğretmenlerinin kaçırdığı pek çok ilişkiyi ve an­lamlılığı görebilecek durumdadır. Öğretmenin çocukların bu düşüncelerini ödüllendirme­si, onların hayal gücünü desteklemekte, düşüncelerini baskıdan kurtarmakta ve onlara sınırsız düşünebilme gücünü vermektedir. Bu açıdan yaratıcılığın geliştirilmesinde, hayal gücüne saygı ve destek önemlidir.



Fikirlerinin Değerli Olduğunu Gösterme

Bu konudaki en büyük zorluk, pek çok kişinin, çocuklarının değerli fikir üretme yeteneğini görmemeleridir. Dünyadaki bütün büyük düşünürler, bir şeyi kopya etmektense kendi ürettiklerinin daha iyi olduğunu savunurlar. İnsan zihninin temel görevinin sadece bilgi toplamak değil, bilgi üretmek olduğu çocuğa hissettirilmelidir. Hazır bilgiler almaktansa bilgiyi aramak onu daha değerli kılacaktır. Çocuğu kendi fikirlerini ifade etmeye teşvik etmek ve fikirlerinin değerli olduğunu hissettirmek oldukça yararlıdır.

Nota Bağlı Olmayan Egzersizler Yapma

Okuldaki her şeyin nota bağlı olması yeni ve alışılmamış fikirleri ortaya atma konusunda engel oluşturmaktadır. Birey için değerlendirme tehdidi olmaksızın düşünme ve fikirle­rini ortaya atma süreci özellikle yeni bir beceri edinirken ve yaratıcı etkinlikler sırasında ihtiyaç duyulan şeydir. Ayrıca, değerlendirme gerekli olduğunda da bunun nedenini açık­lamak, kişinin düşüncesini geliştirmesine fırsat verecektir.

Zamanda Esnek Olma

Yaratıcılık eğitim programları çerçevesinde yapılan pek çok denemede ve üstün yaratıcı karakterlerin yaşam hikâyeleri incelendiğinde, yaratıcı bir ürün ortaya çıkarmak için kişi­lerin zaman ihtiyacı olduğu gözlenmektedir. Zamanda esneklik; öğretmenin, etkinlikleri zamana yayması veya okul dışında yapılacak şeyler olarak vermesi şeklinde düşünü­lebilir. Pek çok araştırmacının üzerinde birleştiği bir nokta, yaratıcılığın kişilik özellikleri kadar sosyal, kültürel ve çevresel etmenler gibi pek çok faktörün ortak ürünü olduğudur

KONU ANLATIMI NOTLARININ TAMAMI ORHAN ER HOCAMIZA AİTTİR.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.